bu da pazar şarkısı olsun.
beatles’ın en büyük rakibi onlarmış dedim,dinletemedim.
şarkıya manevi tazminat davası açasım var.
siz de yapın böyle pratik bir barınak! kışta kıyamette sokak hayvanlarını da düşünün biraz.
bakın bakın: Bir lokma mama kedi kurtarır!
durdun
söylenmemiş, anlatılmamış, söylenememiş olanı
anlaşılır kıldı duruşun.
farz edin ki, irlanda’da bir pub’da oturuyoruz.
akşamın renkleri
-Etrafta mükemmel bir gecenin ışıklı kaldırımları- ve o kaldırımları karanlığa gömmeye çalışan herkese ve her şeye inat belki yeni değil ama Nazım, binlerce yıldır söylenen ve söylenmeye devam edecek olan kardeşlik türküleri ile beraber karanfilin hala yerde yattığını,onu çiğneyip geçmeye çalışanlara bu davanın bitmediğini,biz bitti demeden bitmeyeceğini kararlı adımlarla haykırdık.
“Yaşamak neleri öğretiyor, düşünüyorum
okuduğum bütün kitaplar paramparça
…
Sesler gittikçe azalıyor, kuşlar azalıyor
ve ne zaman yolum düşse vurulduğun yere
kızgın bir halka oluyor boynumda o sokak
Hüznü yalnız atlarımız duyuyor artık
biz çoktan unutmuşuz böyle şeyleri
ama içimde bir sırtlanın dalgın duruşu
ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük.
…
Hangi duvar yıkılmaz sorular doğruysa
birgün gelirsek hangi kent güzelleşmez
şiirlerim bir dostun vurulduğu yerde yakıldı
geri almıyorum külleri yangınlar çıksın diye
Devriyeler çıkart şimdi, bütün ışıklarını söndür
sorduğum hiçbir soruyu geri almıyorum ey sokak
ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük.”
“Yaptıklarını, konuştuklarını kim unutabilir sevgilim? Hangi karanlık unutturabilir sevgilim? Olmuşları, olanları kim unutturabilir? Korku unutturabilir mi sevgilim? Yaşam mı? Zulüm mü? Dünyanın zevk-i sefası mı sevgilim? Yoksa ölüm mü unutturacak sevgilim? Hayır, hiçbir karanlık unutturamaz. (…)
Sevdiklerinden ayrıldın, çocuklarından, torunlarından ayrıldın, burada seni uğurlayanlardan ayrıldın. Kucağımdan ayrıldın. Ülkenden ayrılmadın.”
Rakel Dink
Ama siz yükseleceksiniz hep bembeyaz,
Onlar aşağıda siyah kalacak.
Sizin başınız bulutlarda dursun onlar balçıkta bacak.
Siz tatlı rüyalarınızı görün, onlar kalkıp sıçrayacak.
Kavunun kabuğuna bıçağı indirin siz, onlar kaçışacak.
Genişleyin siz merkezde onlar kenarda daralacak!
Onlar seyrek bir fotoğrafta uzağa bakanlar.
Onlar bir ömür taşlara su tutanlar.
Onlar bir hatırada donmuş duranlar.
Onlar bu dünyada yanmış da külde uyuyanlar.
Siz nasıl da menekşe gözlüsünüz onlarsa hep aç gözlü!
Ah siz ölümsüzsünüz dünya üstünde, onlar ölümlü.
Ve siz nasıl da güzel kokuyorsunuz, insanın hası
Onlar kenarda kirliler; onlar atık, onlar sası.
Ah siz, nasıl da ‘siz’siniz buram buram, onlar avam.
Bu cahilin, yoksulun, barbarın ışık neyine, onlar ziyan!
Siz ‘it was very amazing’ derken ‘and fun’
Onlar özür dileyenlerdi ağacın ruhundan.
Balkonunuz çok yüksek sizin baş döndürüyor.
Dünya pek alçak bir yer olacak yakında öyle görünüyor.
Birhan Keskin - Öteki
“Hrant’ı kaybettiğimizde onca çaresizliğimize rağmen yüz bini aşkın insan onu uğurlamak için sessizlce yürüyerek direncimizi gösterebildik.
Hrant’ı unutturmayacağımızı gösterdik!
Bu, gerçek suçluların ortaya çıkarılması ve ibretlik bir şekilde cezalandırılması için güçlü bir talepti aynı zamanda. Ama ardından mahkeme önünde oluşturabildiğimiz güç,suçluları kollamak isteyenlerin direncini kırmaya yetmedi.

Bu dava bizim için arkadaşımızın güler yüzlü cesaretine,samimiyetine,inancına sahip çıkma davasıdır,onun ruhunu biraz olsun huzura kavuşturabilme davasıdır.Aynı zamanda bu memleketin onur davasıdır. Arkadaşımızı katleden şebekenin ortaya çıkarılmasını ve cezalandırılmasını sağlayabilirsek Hrant’ın en çok istediği şeylerden birini başarmış olacağız.
Bu memleket ırkçı katillere ve görevlerini onları korumak için kötüye kullananlara ait değil,bunu göstermiş olacağız. Bizim buralarda insanca talepleri yok etmenin esas yolu süründürme,usandırma,ruh kurutmadır. Hrant’ın katillerinin yargılandığı davanın bu yola sokulmasını önlemek için duruşma günlerinde adalet isteğimizi ete kemiğe büründürmeliyiz. Orada olmalıyız.”
19 Ocak’tan 19 Ocak’a - Ümit kıvanç
…
“Türk Devleti adına”
İtiraf etmeliyim ki Türkiye’deki “Adalet sistemi”ne ve “Hukuk” kavramına olan güvenimi fazlasıyla yitirmiş durumdaydım.
Nasıl yitirmeyeyim? Bu savcılar, bu hakimler üniversite okumuş, hukuk fakültelerini bitirmiş insanlar değiller mi? Okuduklarını anlayacak kapasitede olmaları gerekmiyor mu?
Ama gelin görün ki, bu ülkenin Yargı’sı bir çok devlet adamının ve siyasetçinin de dile getirmekten çekinmediği gibi bağımsız değil.
Yargı yurttaşın haklarını değil, Devlet’i koruyor.
Yargı yurttaşın yanında değil, Devlet’in güdümünde.
Nitekim şundan bütünüyle emindim ki, hakkımda verilen kararda da her ne kadar “Türk Milleti adına” deniyor olsa da, şu çok açık ki “Türk Milleti adına” değil, “Türk Devleti adına” verilmiş bir karardı bu. Dolayısıyla, avukatlarım Yargıtay’a başvuracaklardı, ama bana haddimi bildirmeye karar vermiş derin güçlerin orada da etkili olmayacaklarının garantisi neydi?
…
Hrant DİNK